Tiroid Kanseri Çeşitleri

Tiroid kanseri, çok fazla saldırgan ve ölümcül bir yapıda değildir. Tiroid kanserine bağlı olarak görülen ölüm oranları düşüktür. Tiroid kanserinin tedavisi ameliyattır. Tiroid kanseri ameliyatı,  tiroid bezinde hiçbir kanser dokusu bırakılmadan tamamen çıkartılması işlemidir.

Hücre yapılarına ve görünüşlerine göre dört farklı çeşitte tiroid kanseri bulunmaktadır. Bunlar papiller, foliküler, meduller ve anaplastik tiroid kanseridir.

Papiller Tiroid Kanseri

Vücutta meydana gelen tüm tiroid kanserlerinin yüzde sekseni papiller karsinom olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak tiroid bezinin tek bir lobunda meydana gelen bu kanser yine genel olarak yayılma döneminde lenf bezlerine sıçramaktadır. Bu kanser olabildiğince yavaş olarak gelişir ve bu sebep ile erken teşhis edilmesi durumunda tedavi edilmesi için cerrahi bir işlem gerektirmeyebilir.

Foliküler Tiroid Kanseri

Tiroid kanserleri arasında en sık ve sürekli görülen vakalar arasında ikinci sırada yer almaktadır. Foliküler karsinom olarak bilinmektedir. Bu kanserin oluşma sebebi ise genel olarak kişinin yeterli düzeyde iyot alamamasından kaynaklanmaktadır. Genel olarak lenf bezlerine yayılma gibi bir eğilimi yoktur. Fakat burada tehlikeli olan kısım ise vücudun diğer bölgelerine yani kemik ve ciğerlere yayılma eğilimi olmasıdır. Bunun papiller kansere göre seyir durumu iyi değildir. Fakat erken teşhis edildiğinde bir daha görülmeyecek şekilde tedavi edilebilir.

Meduller Tiroid Kanseri

Tiroid kanserleri arasında yüzde beş gibi bir orana sahiptir. Kanda bulunan kalsiyum miktarı da önemlidir. Aslında kanda bulunan kalsiyum miktarını kontrol eden ve kalsitonin hormonunun kontrolünü yapan C hücrelerinde gelişmektedir. Bu kanserli hücreler fazla miktarda kalsitonin ve yine proteinin kanda emilimini sağlamaktadır. Bu maddeler ise basit olarak yapılan kan testleri ile ortaya çıkabilmektedir. Bilinmesi gereken ise bu kanserin zaman zaman ailesel olarak bireylerde geçiş yapabilme özelliğinin bulunmasıdır. İnsanda RET olarak bilinmekte olan gendeki değişiklikler ebeveynlerden çocuğa geçebilmektedir. Değişikliğe uğramış olan RET geni taşıyan hemen her bireyde meduller tiroit kanseri görülebilir. Bu hastalık tek başına olduğundan meduller tiroid kanseri adını alırken bir başka hastalık ile gelişir ise multipl endokrin neoplazi MEN sendromu olarak bilinir.

Anaplastik Tiroid Kanseri

Nadir olarak görülen bir tiroid kanseri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm tiroid kanseri hastalarının yaklaşık olarak yüzde beşinden daha az bir kısmında görülmektedir. Bu kanser ise tiroidde bulunan foliküler hücrelerde gelişme göstermektedir. Boyuna ve yine vücudun diğer kısımlarına hızla yayılma özelliğine sahiptir bu neden ile tedavisi oldukça zordur. Tiroid kanserinin sebeplerine bakıldığında ise burada bilinmesi gereken hastalığa yakalanmayı gerektiren her durum bir risk faktörüdür.

Bu açıdan yaşam tarzına ve maruz kalınan tüm çevresel etkilere dikkat etmek gerekmektedir. Sigara içmek alkol kullanmak gibi olan risk faktörleri değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Yine kişinin geçmişi ve ailesel olarak da yaşam koşulları da etkilemektedir. Bilinmesi gereken bir diğer nokta ise bu risk faktörlerini taşıyan herkeste kanser olacak diye bir durum söz konusu değildir. Herhangi bir risk faktörü taşımamanız durumunda da kanser olma riski taşınmaktadır.

Tiroid Kanseri Tedavisi 

Tiroid kanseri tiroid bezi içindeki hücrelerin kontrol dışı büyümesi ve nodül oluşturmaları ile başlar. Her tiroid nodülü kanser demek değildir. Tiroid nodüllerinin %90’nı selim (kanser olmayan) nodüllerdir. Sadece nodüllerin %5-10’unda kanser riski mevcuttur. Kadınlarda tiroid kanseri riski erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazladır. Son yıllarda görüntüleme yöntemlerindeki gelişmeler (Ultrasonografi, PET, Bilgisayarlı Tomografi, MR) ile çok daha küçük çaplardaki tiroid kanserlerinin tanınabilirliği ile tanı konulan tiroid kanserlerinin sıklığı artmıştır.

Diğer kanser tiplerinden farklı olarak tiroid kanserleri yaşlı hastalardan ziyade 20-55 yaş arası erişkinlerde daha sıktır. Tiroid kanserinin en önemli özelliği en iyi kür sağlanabilen (tamamen ortadan kaldırılabilen) kanser türü olmasıdır.

Tiroid Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?

Tiroid bezinde karşılaşılan dört kanser tipi vardır. Bunlar papiller, folliküler, medüller ve anaplastik karsinomlar olarak adlandırılmaktadırlar. Papiller ve folliküler kanserler doğru ve eksiksiz uygulandığı takdirde tedavi edilebilmektedirler. Medüller tiroid daha tehlikeli görülmektedir ancak özellikle son dönemde tedavi şansı çok artmıştır. Anaplastik kanserde ise tedavi ihtimali özellikle ileri evrelerde zordur.

Tiroid kanseri ameliyatında, tiroid bezi geriye hiçbir tiroid dokusu kalmayacak şekilde tamamen çıkartılmaktadır. Ameliyattan sonra kanserin çeşidine göre ek tedavi teknikleri de uygulanabilmektedir. Papiller folliküler tipte kanserlerde ameliyat sonrasında kalan ve dağılmış olan kanser hücrelerini yok etmek amacı ile yüksek doz radyoaktif iyot uygulanmaktadır. Radyoaktif iyot tedavisinden önce tüm vücudun iyot tutan hücreleri araştırılmalı ve taranmalıdır. Papiller tiroid kanserinde ameliyat yapılan hastalarda ameliyat esnasında veya ameliyattan sonra boyundaki lenf bezlerinin temizlenmesine yönelik cerrahi de gerçekleştirilebilmektedir. Medüller kanser nedeni ile ameliyat edilen hastalarda da süreç aynı olmakta yani ameliyat sonrasında radyoaktif iyot tedavisi kullanılmaktadır. Lenf nodlarında sıçrama tespit edilen hastalara ise lenf bezlerinin temizlenmesine yönelik cerrahi yapılmaktadır.

Anaplastik kanserde ise hastanın durumuna ve  hastalığın evresine bağlı olarak, ameliyat sonrasında hastaya radyoterapi ve kemoterapi seçenekleri uygulanabilmektedir. Bu tip hastalarda TSH hormonu düzeyi mutlaka düşük tutulmalıdır. TSH seviyesini düşük tutmak içinse tiroid hormonu diğer adı ile tiroksin kullanılmaktadır.

Tiroid kanseri tedavisinden sonra tüm vücut iyot-131 tarama testi ve kanda tiroglobulin düzeyinin ölçümleri yapılarak hasta belli aralıklar ile kontrol edilmektedir.

Paratiroid Nedir? 

Paratiroid bezi hastalıklarına bakmadan önce ilk olarak bu bezin anatomik olarak yapısına bakılmasına gerekmektedir. Paratiroid bezleri insan yapısında bulunmakta olan tiroid bezlerinin hemen arkasında yer almaktadır. Hemen arkasında bulunmasının yanı sıra aynı zaman da tiroid bezlerine de yapışık bir halde bulunmaktadır. İnsan vücudunda dört adet paratiroid bezi bulunmaktadır. Paratiroid bezlerinin dağılımı ise 2 adet üst kısımda, 2 adet de alt kısımda olmak koşulu ile bulunmaktadır. Bu bezlerin görevi ise insan vücudunda paratiroid hormonunun düzenli ve eksiksiz bir şekilde salgılanmasını sağlamaktır. Yapısal olarak bakıldığında ise pardatiroid bezleri tamamen küçük bir yapıya sahiptir.

İnsan vücudunda; kanda yer almakta olan kalsiyum miktarında herhangi bir düşüklük olursa burada paratiroid bezleri devreye girmekte ve hemen paratiroid hormonu salgılamaktadır. Fakat bu hormonun bir taraftan dengeyi sağladığını söylerken şunu da belirtmek gerekir ki kemiklerde ve böbreklerde aşırı derecede olumsuz bir etki bırakmaktadır. Burada hormon salgılanmaya başladıktan sonra vücutta eksik olarak bulunan kandaki kalsiyum miktarı hızlı bir şekilde dengeye gelmektedir. Kanda bulunan kalsiyum miktarı arttıkça paratiroid hormonu salgılanma seviyesinde de yavaş bir şekilde düşme görülmektedir. Fakat bilinmesi gereken ise kandaki kalsiyum miktarı denge seviyesine gelene kadar hormonun salgılanması devam etmektedir.

Yine ayrıca burada bahsedilen kandaki kalsiyum miktarına etki eden en önemli organlardan biri de böbreklerdir. Böbreklerin normal düzeyde sağlıklı bir durumda aktif olarak çalışması ile birlikte insan vücudunda çok önemli bir etkiye sahip olan D vitamini düzenli bir şekilde salgılanmaya devam eder. D vitamini normal düzeyde salgılanmaya devam ettikçe de paratiroid hormonu salgılanmasına gerek kalmaz. Burada salgılanan hormonun kemikler üzerinde direkt olarak etkisinin olduğunu söylemekte de fayda vardır. Kemik içerisinde bulunan fosfor ve kalsiyumun birbirinden ayrılmasını sağlamakta ayrıca da bağırsaklarda bulunan kalsiyum ve fosforun da fazla bir şekilde emilimini sağlamaktadır. Burada kısaca özetlersek paratiroid bezleri kanda yer alan kalsiyum seviyesinin düzenli bir şekilde salgılanmasını sağlayacak olan paratiroid hormonunun salgılanması ile görevlidir.

Paratiroid hormonu ise yine şu olayların düzenli bir şekilde gerçekleşmesi için önemli bir rol oynamaktadır. Bu olaylar ise; böbreklerde kalsiyumun tutulması, bağırsakların gıda emilimi, kemiklerden ise kan dolaşım sistemine kalsiyumun sağlanması olaylarıdır.

Hiperparatiroidizm

Paratiroid bezlerinin olağandan fazla çalışması sonucu yüksek miktardaparatiroid hormonu üreterek kan dolaşımında kalsiyum seviyesinin artışına neden olur. Dolaşımda yüksek miktarlarda bulunan parathormon vücuttaki en büyük kalsiyum deposu olan kemiklerden kana kalsiyum geçişini sağlarken kemiklerde ise osteoporoza (kemik erimesi) ve kemik ağrılarına neden olur. Kanda dolaşan yüksek miktarda kalsiyum nedeni ile idrara geçen kalsiyum miktarı da artar.

Bunun sonucunda böbrek taşlarının oluşması kolaylaşır. Bu hastalarda ayrıca gastrit, pankreas bezi iltihabı (pankreatit) gibi rahatsızlıklar da görülebilmektedir.

Hiperparatiroidinin Bulguları

Hiperparatiroidinin en sık karşılaşılan bulguları: kas krampları, depresyon, halsizlik, bulantı, kusma, mide ağrısı, idrara sık çıkma, sık sık böbrek taşı düşürmedir. Hiperparatiroidizmi oluşturan sebepler, paratiroid bezlerindeki iyi huylu tümörler (adenom) ya da bu bezlerin büyümesidir (paratiroidhiperplazisidir). Bu hastalarda en sık sebep paratiroid adenomlarıdır. Paratiroid adenomları genellikle tek bir paratiroid bezinde tümör oluşumuyla seyreder; nadiren ise (özellikle yaşlı hastalarda) birden fazla paratiroid adenomu görülebilir. Bu hastalarda tanı kan parathormon (PTH) düzeyinde artış, kan kalsiyum düzeyinde artış, 24 saatlik idrar kalsiyumunda artış, kemik yoğunluğunda azalma gibi çeşitli parametrelerle biyokimyasal olarak konulur.

Tanı konulduktan sonra hastaya cerrahi girişim planlama aşamasında boyun ultrasonografisi ve SESTAMİBİ sintigrafisi genellikle hasta bezin yerini belirlemede kullanılır. Nadiren bu paratiroid bezler bulunması gereken yerlerin dışında örneğin göğüs kafesinin içinde bulunabilir. Bunlara ektopik yerleşim adı verilir. Bu hastaların ve nüks vakaların değerlendirilmesinde boyun MR görüntülemeden de faydalanılabilir. Bu hastalarda kesin tedavi cerrahi olarak hastalıklı paratiroid bez ya da bezlerin çıkarılmasıdır. Bu adenomlar boyun bölgesine yapılan küçük kesilerle minimalinvaziv yöntemle çıkarılabilir. Önemli olan bu bezlerin parçalanmadan tek parça halinde çıkarılmasıdır. Parçalandığı durumlarda nüksler de görülebilir.

Hipoparatiroidizm

Bu hastalık paratiroid bezi hastalıklarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada paratiroid bezlerinin normal düzeyden daha az bir seviyede çalışması ile bu hastalık karşımıza çıkmaktadır. Daha az düzeyde çalışma durumu ile birlikte kan dolaşımında hormon seviyesinde azalma görülür ve buna bağlı olarak kandaki kalsiyum miktarı azalmaktadır. Kalsiyumun seviye olarak düşmesi ile birlikte kişide ellerinde ve dudak kenarlarında bir morarma ve uyuşma görülmektedir.

Nadir olarak ise kişinin dudak kenarları ve ellerinde kasılmalar meydana çıkmaktadır. Bu hastalığa sebep olan faktörlerden bir diğeri ise tiroid bezlerinin çıkarılması esnasında paratiroid bezlerine zarar verilmesidir. Diğer nedenler ise doğuştan olmak kaydı paratiroid bezlerinin olmaması yine bazı sebeplere bağlı olarak bezlerin işlevini yerine getirememesidir.

Bulguları Nelerdir?

Bulguları ve belirtilerine bakıldığında ise kişide nöbet geçirme, uyuşma ve kasılmalar ile birlikte kas kasılmaları ayaklarda ağrılı olarak kasılmaların olması kollarda ellerde ve yüzde ağrılı olarak kasımların yanı sıra ağrı şiddetinin de giderek artması bulgular arasında yer almaktadır. Acil olarak yapılan tedavisinde kişiye damar yolu kalsiyum enjekte edilmektedir.

Guatr Nedir?

Tiroid bezinin normal dışı şekilde büyümesine guatr denilir. Guatrın en büyük sebeplerinin başında iyot eksikliği gelmektedir. Beslenmedeki iyot miktarının yetersiz olduğu durumlarda tiroid bezinin çalışmasında bozulmalar görülür. Duruma göre az ya da çok çalışabilir. Her iki durumda da guatr oluşumuna sebebiyet verir.

Guatr Çeşitleri Nelerdir?

Genel olarak 2 farklı guatr çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan birisi basit guatr diğeri ise zehirli guatrdır. Basit guatrda hormonlar normal seviyededir ve nodül gelişmesi yoktur. Zehirli guatr da ise tiroid bezi fazla çalışarak fazla oranda salgılama yapar. Bu iki guatr çeşidi de temelde aynı prensibe dayanmaktadır. Ancak belirtileri ve tedavi yöntemleri birbirinden oldukça farklıdır. Mesela basit guatrda boynun ön kısmında şişme görülürken zehirli guatrda bu şişme durumuna rastlanmayabilir. Zehirli gautr da nodüllü ve nodülsüz olarak oluşabilir. Bu tamamen kişinin durumuna bağlıdır.

Guatr Çeşitleri Nasıl Belirlenir?

Guatr çeşidini belirlemek için en iyi yöntem tam bir tanı testidir. Kan testinde ayrıntılı bir inceleme yapılır. TSH oranı ile T3 ve T4 hormonlarının oranlarına bakılır. Bu 3 değer beraber yorumlanarak karar verilir. Tek başlarına bir anlam ifade etmezler. Tiroid çeşidinin birisinde T3 ve T4 hormonları yüksek ancak TSH değeri düşüktür. Diğer çeşidinde ise TSH değeri yüksek, T3 ve T4 hormonları değerleri düşüktür. Bunlar duruma göre farklılık gösterebilmektedir. Bu sebeple doktorunuz farklı testler yapılmasını da isteyebilir.

Ayrıca boyunda şişlik olup olmaması da guatr çeşidini belirlemeye yardımcı olabilir ancak kesin bir sonuç olmadığından olabildiğince çok test yapılarak sonuçlar kesinleştirilmeye çalışılır. Doktor gerekli testleri yaptıktan sonra guatr çeşidine karar vererek tedavi yöntemleri için seçenekleri gözden geçirir. Bazı durumlarda hormon seviyeleri oldukça karışmış olabilir. Bu gibi durumlarda guatr çeşidini belirlemek oldukça zor olmaktadır. Böyle bir durum yaşandığında doktor önce hormonları dengelemek için bir ilaç tedavisi uygulayabilir. Bu şekilde testlerden daha iyi sonuç alınabilir. Ya da doktor gelişmiş testler uygulayarak da guatr çeşidini belirlemeye çalışabilir.

Her iki guatr tedavisi farklı olduğu için tedaviye başlanmadan önce guatr çeşidi mutlaka belirlenmelidir. Guatr hastalığı tedavi edilmediği sürece tehlike taşımaktadır. Tedavi edilmeye başlanan guatr rahatsızlığında tedavi süresince genellikle bir sorunla karşılaşılmaz. Bu sebeple guatr olma olasılığı bulunan kişiler vakit kaybetmeden en kısa zamanda uzman bir doktora başvurmalıdır. Rahatsızlık ne kadar erken teşhis edilir ise tedavi de o kadar konforlu ve kolay olacaktır. Bu yüzden eğer guatr belirtileri sizde de bulunuyor ise ve bu konuda şüpheleriniz var ise beklemeyin. Doktora başvurun.

Guatr Çeşitleri Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

İki guatr rahatsızlığının bazı belirtileri birbirinden farklıdır. Bunların başında kızarıklık gelir. Zehirli guatrda boyun kısmında kızarıklık oluşurken basit guatrda oluşmayabilir. Basit guatrda boynun ön kısmında şişlik gözlemlenirken zehirli guatrda genellikle şişlik görülmez. Birinde kişinin iştahı açılırken diğerinde iştahı kapanır. Birinde kişi ishal olurken diğerinde ise kabız olur. Görüldüğü gibi iki guatr çeşidi arasında belirtiler açısından bazı farklılıklar bulunur.

Guatr Tedavisi

Guatr tedavisinde 3 farklı yöntem bulunur. İki guatr rahatsızlığı için de temelde bu tedavi yöntemleri aynıdır. Ancak uygulanışında farklılık gözlenebilir. Öncelikle basit guatr hastalığında boyunda guatr şişmesi oluştuğu için tedavinin ilk amacı bu şişmeyi yok etmek, daha fazla şişmesini engellemektir. Bunun için de 3 yöntemde kullanılabilir. Bu doktorun kararına ve hastanın durumuna bağlıdır. Doktor ilaç kullanarak guatr şişliğini zaman içerisinde indirmeyi de seçebilir, ameliyat ederek şişkinliği tamamen almayı da seçebilir. Bu hasta ile doktorun konuşarak beraber vereceği bir karardır.

Diğer guatr şeklinde ise henüz bir şişlik oluşmadığı için tedavinin amacı şişlik oluşmasını engellemek olacaktır. Bunun içinde genellikle ameliyat tedavisi tercih edilmez. En basit tedavi yöntemi olduğu için ilaç tedavisi tercih edilebilir ya da diğer tedavi yöntemleri uygulanabilir. Bu yine doktor ve hastanın birlikte vereceği bir karardır. Uzun süre ilaç kullanımı genellikle diğer organlara zarar verebildiği için uzun süre ilaç kullanımından kaçınılmalı eğer mümkün ise alternatif tedavi yöntemleri tercih edilmelidir.